Devrimci örgüt “Sınıfa Karşı Sınıf”ın [Classe Contre Classe] kuruluş metni

Brüksel, 2 Ekim 2020 

1. Platform 

Devrim somut bir hedeftir 

Nihai hedefimiz komünizmdir yani insanlığın ve biyosferin bütün sömürü, av-avcı ve tahakküm ilişkilerinden özgürleşebildiği sınıfsız ve devletsiz bir toplum. Bu nihai hedef yalnızca burjuva devletin devrilmesini değil, aynı zamanda yeni toplumu inşa edebilecek örgütlenme biçimlerinin ve toplumsal bilincin ortaya çıkışını da gerektirir.

Yoksulluk, sefalet, savaş ve faşizmin tek bir sorumlusu vardır: kapitalizm. Devrimimiz ezenlerin karşısında kadın ve erkek bütün ezilenlerin, zenginlerin karşısında yoksulların, burjuvazi karşısında proletaryanın devrimidir. Devrimci militanların bu süreçte oynayacakları özel bir rol bulunur ama sınıf özgürleşmesi bizzat sınıfın meşgalesi olacaktır. Bu ilkesel bir iddia değil, tarihsel bir belirlenimdir: devrim yalnızca sınıf tarafından bilinçli bir şekilde umut edilirse, kararı verilirse ve uygulamaya konulursa mümkündür. Bu tarihsel belirlenimin dolaysız bir stratejik etkisi bulunur: örgütümüz sınıf mücadelesine en ilerici noktasında konumlanarak katılacak ve yükselen sınıf mücadelesinin yeni yöntemlerine açık olacaktır.  

Bizim için, burjuva çıkarları ile sınıfımızın menfaatleri arasındaki çelişki, temel çelişkidir. Sınıflar içerisinde çelişkili konumlar bulunsa bile, toplumsal grupların devrime mi yoksa reaksiyonerliğe mi, rejimin devamlılığına mı yoksa devrilmesine mi ilgi duyduklarını son kertede belirleyen, onların sosyo-ekonomik durumlarıdır. Bizim sınıfımız, proletarya, otuz yıl ya da yüz yıl öncesine göre bugün farklılaşmıştır, bu değişimi tanımakta zorluk çekenler olabiliyor. Sınıfımız, kadın ve erkek işçilerin, çalışanların ve işsizlerin, vatandaşların ya da kağıtsızların sınıfıdır.

Özgürlük mücadelesi için ataerkil düzene ve sömürgeciliğe karşı savaşmak zaruridir. Örgütün hem dışında hem de içinde, ırkçılığa, cinsiyetçiliğe ve LGBT fobiye karşı savaşacağız. 

Örgütümüzün kimi üyeleri kendilerini sadece devrimci olarak, kimileri ise tarihi ve teorik olarak tanımlanmış devrimci akımların müdahili olarak (anarşist, Leninist, otonomcu) tanımlar. Yine de örgütümüz bu farklı akımların bir aradalığını ya da üst üsteliğini savunmaz. Dinamik ve diyalektik bir birliktelik kurmak istiyoruz, her şeyin eşit derecede geçerli varsayıldığı eklektik bir topluluk değil. Bu yüzden de devrimci solun belli bir akımını savunan örgüt üyelerimizin, bu akımlara eleştirel bir gözle bakması zorunludur.

Daha genel ve daha kolektif düzlemde, tarihin devrimci deneyimlerine, başarılarına, düşmanda uyandırdıkları korkulara, tekrar edilmemesi gereken hatalarına eleştirel yaklaşıyoruz. Bu yaklaşımın iyi ya da kötü not dağıtma gibi bir amacı yoktur; kendi mücadelemizi metodik olarak ve akıllıca yürütebilmek için, geçmiş devrimci deneyimlerin düştükleri tuzakları, başvurdukları kaynakları ve geçirdikleri süreçleri öğrenmeyi saygıyla ve alçakgönüllülükle hedefliyoruz. Nihai bir yenilgi bile tarihsel deneyimi topyekûn değersiz kılmaz. Bütün tarihsel deneyimler geleceğin devrimci yapılanmasına faydalı olacaktır. Tarihsel bir deneyimi topyekûn üzerimize almayı ya da defetmeyi reddediyoruz: bugünün devrimci tahayyülü her şeyden beslenebilir ve beslenmelidir. Bu şekilde, geçmiş kararlardan ve yöntemlerden öğrenerek, tarih oyunlarını yeni baştan sahnelemekten kurtulabiliriz.  

Bu deneyimlerin bazıları, kurucu niteliktedir: Paris Komünü, Rus ve Çin devrimleri, İspanya savaşı, antifaşist direniş, Küba devrimi, Siyah Panterler, Filistin’in özgürleşmesi için 70’lerde yürütülen uluslararası mücadele, Vietnam savaşı, Kadın hareketi, XX. yüzyıl sonlarında Avrupa’daki silahlı mücadeleler, Kürdistan ve Rojava özgürlük hareketi. 

Bizler, küresel özgürlük eğiliminin bir parçasıyız. Enternasyonalizmimiz yalnızca hakların menfaatleriyle ve yine halklardan türeyen devrimci hareketlerle şekillenir. Emperyalist güçlere karşı taşıdığımız düşmanlık bizi, hükümetleri, halk düşmanlarını, şovenistleri, ırkçıları, sömürgeci güçleri vb. desteklemeye itmez, emperyalist güçlere karşı savaşıyor olsalar bile.

Küresel bir faaliyet yürütebilmek için yerelde sağlam bir şekilde köklenmek gerekir, çalışmamızın bir kısmı, bulunduğumuz coğrafi bölgelerdeki işçi mahallelerinde kalıcı olarak köklenebilmeyi hedefler. Çoğunlukla Brükselli ve Fransızca konuşan bir örgütüz, bu bir seçim değil, başlangıç noktamızı oluşturan gerçekliğimizdir. Yereldeki temellerimizi sağlamlaştırırken, örgütümüzü başka şehir ve bölgelerdeki devrimcilere de açacağız, aldığımız konumu, yöntemlerimizi, taktiklerimizi ve stratejilerimizi onaylamaları yeterlidir ve bu kişiler Flaman, Valon, yabancı, göçmen, kağıtlı, kağıtsız, kadın ya da erkek olabilir. 

Örgütlenen kadınlardan ve erkeklerdeniz

Bizim sahip olduğumuzdan çok daha gelişmiş yöntemleri, devleti, askeri, polisi bulunan, eğitim sistemini, medya kanallarını vs. kontrol eden bir düşmana karşı savaşıyoruz. Kuvvetli baskı araçları, temsil maskesi altında ve sahte konsültasyon ve diyalog mekanizmalarının gerisinde boş yere saklanmaya çalışılıyor. 

Bu güç dengeleri bize rutini, sekterliği, eklektizmi, bürokratikleşmeyi, dağılmayı ve her türden güç israfını yasaklıyor. Aksine, büyük bir stratejik zekâ ve yüksek bir örgütlenme kapasitesi geliştirmeliyiz.

Bizler alternatif bir ortam değil, bir savaş birliğiyiz. Katılım, belirli şartlara ve prosedürlere göre yapılır ve bağlılık, dakiklik, girişimcilik, sorumluluk, gizlilik, kararlılık, yoldaşlık, eleştiri ve özeleştiri kapasitesi gibi bireysel nitelikler gerektirir. Politik anlamda ise bu platformun tanınması ve hayata geçirilmesi arzusu, katılım için beklenen tek şarttır. 

Siyasi eğitimden ya da deneyimden yoksunluk bir engel teşkil etmez. Örgüt, üyelerinin teorik, politik ve pratik yetkinlikleri konusunda onlara destek olmak gibi bir eksene sahip olmalıdır. Her üye hem kendisinin hem de yoldaşlarının politik ve entelektüel gelişimini gözetmelidir. 

Demokratik ve yatay örgütlülük kurabilme arzumuz ile kapitalizme ve devlete karşı etkin bir savaş makinesi olma arzumuz arasında bir denge bulmak istiyoruz. Sorumlulukların delegasyonu ve kolektif disiplin yöntemleriyle çalışıyoruz ve her bir yöntemi kolektif bir şekilde tanımlıyoruz. Bu sorumluluklar, sınırlandırılmış ve geçici görevlerle ilişkilendiriliyorlar ve kolektif bir değerlendirme sürecine tabi tutuluyorlar. Üyelerimiz politik ve örgütsel kabiliyetler geliştirmeli ve bu sorumlulukları taşıyabilecekleri bir konuma gelmelidirler. 

Çalışmamız politik hedeflere, sürekli olarak gözden geçirilen stratejilere, bizi zayıflatmak yerine gücümüzü artıracak taktiklere dayanır. Stratejik ve taktik seçimlerimizi belirleyecek olan şey, bugünün ve geleceğin analizidir, yani hiçbir faaliyet yöntemini sorgusuz sualsiz reddetmiyoruz. 

Güçlerimizi dibe çekmek yerine yükseltmek için teori ile pratik arasındaki birlik zaruridir. Faaliyetsiz söylem olmadığı gibi düşünmeden harekete geçmek de yoktur, hem örgüt, hem de üyeleri için. Son olarak güç gösterisi, güç kazandırır ve çatışan güçleri besler. Örneğin Devrimci 1 Mayıs, böyle bir güç gösterisi için değerli bir fırsat yarattı ve böyle olmaya da devam edecektir. 

Öncülük, şiddet, birlik ve kızdıran diğer konular

İktidarını korumak için eşi benzeri görülmemiş oranda şiddet uygulayabilen hâkim sınıf karşısında yürütülen mücadele için devrimci şiddet vazgeçilmezdir. Bu şiddet, devrimciler arasında bireysel bir öfkenin ifadesi değil, diğerleriyle aynı karar ve değerlendirme kriterlerine uyan bir mücadele formu olmalıdır. 

Kurulu düzene hizmet etmekten başka bir işe yaramayan toplumsal barışı reddediyoruz. Burjuvazinin kurumlarıyla savaşmayan devrimci mücadele tahayyülünün ütopik olduğunu ve intihara götüreceğini düşünüyoruz. Bu da ilk başta bu kurumlara taviz vermemeyi, onları meşrulaştırmamayı gerektiriyor. Örgütümüz burjuva kurumlarla iş birliği yapmaz, seçimlere ve burjuvazinin politik iktidar organlarına katılmaz, ödenek talep etmez ve resmi bir dernek olarak kayıtlı değildir. 

Düşmanın sahip olduğu geniş araç yelpazesi bizi yıldırmıyorsa bu, onun özünde ne kadar zayıf olduğunu; sınıfımızın saymakla bitmeyeceğini, öfkesinin çok derin, umutlarının ise bastırılamaz olduğunu bildiğimiz içindir. 

Karargâhmışçasına davranan ya da ezilenlerin hareketlerine, onları önceden oluşturulmuş programlara dahil etmeyi amaçlayarak sızan ve kendilerini onların rehberi zanneden bu tip bir öncü fikrini reddediyoruz. Sınıf mücadelelerinin en ileri noktalarında konumlanarak, yeni mücadele ve örgütlülük yöntemleri üzerinde çalışarak ve onları deneyerek ulaşmaya çalıştığımız objektif bir öncülüğü savunuyoruz. 

Bu ise, yakın zamanda ortaya çıkan Sarı Yelekliler gibi yeni hareketleri tanımak anlamına geliyor, özellikle de tarihsel metotlara benzemiyorlarsa. Bu, kitle inisiyatiflerini anlamak ve sentezlemek demektir, ki bu da yalnızca onların yanında mücadele etmekle, kohezyon, otonomi, direniş, örgütlülük ve kuvvet anlamında gelişmelerine yardımcı olmakla mümkün olabilir. 

Objektif öncü olmak, devrimci solun yeni mücadele inisiyatifleri öne süren başka akımlara karşı hoşgörülü ve anlayışlı olmaktır. Diğer devrimci güçleri rakiplerimiz ya da “yanlış yoldaki yoldaşlarımız” olarak değil, birçok şeyin yaratılmasını ya da yeniden yaratılmasını gerektiren bir dönemde, özgün yönelimlerini son derece meşru deneyimler olarak kabul ettiğimiz kardeş güçler olarak değerlendiriyoruz. 

Stratejik düşünce üretimi daimî olmak zorundadır. Bütün savaşımları ya da bütün mücadeleleri benimseyemeyiz ve bunu istemiyoruz da. Analiz, hangi mücadelelerin devrimci alternatifi daha çok güçlendireceğini göstermelidir. Bu mücadeleler illaki en popüler, en bariz olanlar değildir ve mutlaka en çok göz önünde bulunan adaletsizlikleri veya en şok edici suiistimalleri yansıtmaları da beklenemez. 

Stratejik düşüncenin sonucu, onunla tutarlı bir güç taahhüdüdür. Üyeler, taahhütlerini öznelliklerine veya örgüt dışı politik gündeme göre değil, örgüt tarafından tanımlanan stratejik eksenlere ve politik ve sosyal, yerel ve mesleki entegrasyonlarına göre seçmelidir.

Eklektik değiliz, öyle ki aşağı yukarı doğru, aşağı yukarı yanlış seçimlerin olduğunu kabul ediyoruz, ancak mümkün olan en doğru yönelimleri tanımlama ve o yoldan ilerleme konusunda kendimize yöntem yaratırken, diğer seçeneklerin bizimkinden daha doğru olabileceği ihtimalini gözden kaçırmıyoruz. Örgütler arası tartışmalar da bu ruhla yapılmalıdır.

Yine aynı ruhta, devrimci solda bir hegemonya kurmayı arzulamaktan çok, onu oluşturan tüm güçlerle sadık ittifaklar kurmaya çalışacağız. Seçimlerimizden, yöntemlerimizden ve ilkelerimizden ödün vermeden mümkün olan her yerde ve mümkün olan en yüksek seviyede birimler inşa etmek istiyoruz. Ayrıca bu ittifaklara, en düşük ortak paydaya dayalı taktiksel bir eklemlenmeden ziyade, ortak bir mücadeleye götüren dinamik, evrimsel ve saldırgan bir kuvvet karakteri vermeye çalışacağız. İttifaklar, zayıflıkların değil kuvvetlerin toplamı olmalıdır. 

Baskılar

Ataerki, sömürgecilik ve kapitalizm tarihsel olarak bağlantılıdır. Bu baskıları birbirinden özerk görmüyoruz ve onlarla ayrı mücadele alanlarında savaşmayı hayal edemiyoruz. Aksine, feminist mücadele ile sömürge karşıtı ve ırkçılık karşıtı mücadeleler, devrim mücadelesinin ayrılmaz parçalarıdır. Bu konuda şunları savunuyoruz: 

  • Örgütte cinsiyetçi, ırkçı ve diğer baskıcı davranış sistemleriyle mücadele edeceğiz. Bu amaçla üyelere, eleştiri, özeleştiri ve yapısökümüne yönelik çeşitli yöntemler tahsis edilecektir. Bu yöntemler, eleştiri-özeleştiri pratiklerini ve karma veya karma olmayan politik, teknik ve disiplin yapılarının inşasını içerir.
  • Cinsiyet temelli (erkek cisseksüel), ırkçı (beyaz), cinsel yönelim odaklı (heteroseksüel) vb ayrıcalıkların var olduğunu kabul ediyoruz. Bu ayrıcalıklar, tarihsel olarak kapitalist toplumun temel antagonizmasının kökenindeki sınıf ayrıcalığıyla bağlantılıdır. Devrimci mücadele, egemen sınıfı iktidarda tutan sistemik baskıları gizleyemez veya asgariye indiremez. Devrimciler tüm ezilenlerin yanında savaşır.
  • Burjuva adaletinin meşruiyetini tanımayı reddetmemiz, ne örgütümüzde ne de anti-kapitalist çevrede, maço davranışlar ve şiddet karşısında adaletin fiilen eksik kalacağı anlamına gelmez. Bu davranışları sadece özgül yapılar içinde ele almakla kalmayacağız, aynı zamanda antikapitalist çevrelerde de yeni adalet biçimleri inşa etmek ve denemek için uğraş vereceğiz.
  • Belçika’nın ağır bir sömürgecilik, neo-kolonyal ve emperyalist tarihi vardır. Hala bu baskıların bir kısmını, hem kendi ülke sınırları içerisinde ırkçı etiketlerle işaretlenmiş kişilere karşı, hem de eskiden sömürgeleştirilmiş ülkelerde uygulamaya devam etmektedir. Bu tarih, toplumda derin bir ırkçı ideolojik iz bırakmıştır. Bu ırkçılık az çok bilinçli farklı biçimler alır (ırkçı şiddetten eski sömürge paternalizmine kadar) ki bunların tanımlanması, kınanması ve onlara karşı mücadele yürütülmesi gerekir.

Sendikal Çizgi 

Belçika’da sendikalar, hizmet sendikasına dönüşümlerini tamamladılar. Uzun zamandır bırakın kapitalizmin tasfiyesini, bir sınıf mücadelesi meselesi olmaktan bile çıktılar ama yine de geçen yüzyılın sonunda, sınıfın acil ekonomik çıkarlarının savunulması için hâlâ bir mücadele mirasına sahiplerdi. Bu miras artık bir anıdan ibarettir. 

Buradan yola çıkarak şunları tespit ediyoruz:

  • CSC ve FGBT arasında gerçek bir fark yoktur; dürüstlük ya da mücadele ruhundaki farklılıklar, bir merkez ofisten diğerine, ya da bir delegasyondan ötekine değişmektedir.  
  • Bir hizmet sendikasının karakteri (işsizlik yardımlarının ödenmesi…) yüksek sendikalaşma oranlarını açıklayabilir ama sendika tabanının büyük bir bölümü için üyelik, bir sınıf bilinci meselesi olmadığı için mücadele arzuları çok düşüktür.  
  • İdeolojik ve genel anlamda, yönetimlerin ve bazen delegasyonların her türden yolsuzluğu (maaşlar, iş pozisyonları ve menfaatler aracılığıyla yasal düzlemde, suiistimal ve kötüye kullanma yoluyla da yasadışı düzlemde) yapısal bir olgudur. 
  • Sendikalar, proletaryanın geleneksel kesimlerine sağlam bir şekilde kök salmış olsalar da, ücretliliğin sınırlarında yaşayan ve gittikçe büyüyen kitleleri (geçici işçiler, belgesiz işçiler, sözde serbest meslek sahipleri, işe koyulan işsizler, vb.) içlerine çekememektedirler. 
  • En güçlü dayanak noktaları olarak kabul edilenler (işçi aristokrasisine tabi olanlar: tersane, petrokimya vb.) kendi çıkarlarını radikal bir şekilde savunabilirken, en korporatist olanlar da yine onlardır.
  • Sendikal aygıtlar, sendikal yapıları özellikle topluluk/bölge bazında parçalamak suretiyle kendi kazançlarını arttırırlar. 
  • Yönetimler, sınıflar arası iş birliğini ve mücadele ediliyormuş görüntüsü verilmesini (“kotalı” eylemler, bir günlük grevler vb.) eleştiren unsurları tasfiye etmekte, dışlamakta ve marjinalleştirmektedir. 

Örgütün sendikal çizgisi şudur: 

  • Sendikal örgütlerin ifşası: sisteme entegrasyonları ve ideolojik yolsuzlukları onları kurtarılamaz, geri kazanılamaz hale getirdi. Sınıfın sistemdeki menfaatlerinin temsilcisi olmaktan çıkıp, sistemin sınıf içindeki temsilcileri haline geldiler.
  • Gelecekteki grevlere ve sendikal eylemlere olası katılımımız, vaka bazında, kendi şiarımız ışığında belirlenecektir. 
  • İşçileri sınıf pozisyonlarını ön plana çıkararak savunabileceğimiz ve örgütleyebileceğimiz sendika delegasyonlarına olası katılımımız, vaka bazında belirlenecektir. 
  • Şirketlerde, delegasyon çerçevesinde veya onun dışında, yürütülen çalışmalar, üye olup olmadıklarına bakılmaksızın, kadın ve erkek tüm bilinçli çalışanları bir araya getirmeli ve şirkette siyasi nüfuz sahibi olan taşeron işçiler, geçici işçiler, aileler, emekliler ve erken emekliler arasında bağlantılar kurulmalıdır.
  • Mümkün olan her yerde, bir önceki maddenin temelinde, mücadele grupları ve hatta ideal olarak yarı-gizli mücadele komiteleri kurulmalı ve bunlar gelecekte kurulacak bir sendikanın parçaları gibi değil, sınıf içerisinde bulunan devrimcilerin destek noktaları olarak işlev görmelidir. 

Enternasyonalizm ve ulusal kurtuluş 

Ulusal kurtuluş meşrudur. Halkların kendi kendilerini yönetme haklarını desteklediğimiz gibi, toplumsal özgürlük olmadan kurutuluş mücadelesinin nihayete ermeyeceğini de savunuyoruz. Ulusal kurtuluş sürecinde açığa çıkanlar dahil bütün şovenizmleri reddediyoruz: gerçek bir ulusal kurtuluş mücadelesi diğer halkların haklarını gözeterek yürütülür. 

Her türlü emperyalizme karşı mücadele ediyoruz. Bir emperyalizmi diğerine karşı kullanmanın taktiksel mantığını kabul edebiliriz ama herhangi bir emperyalizmin diğerinden daha tercih edilebilir olduğunu düşünmeye (örneğin daha önemsiz ya da daha yakın tarihli olduğu için) karşıyız. 

Her kurtuluş mücadelesini destekliyoruz ama Rojava, özgürleşmiş topraklarda yeni bir toplum deneyiminin inşa ediliyor olmasından dolayı özgün bir gerçekliktir. Rojava değer görmesi ve savunulması gereken bir deneyimdir. 

Filistin’in ulusal kurtuluşu konusunda aldığımız konum, Filistin devrimci solunun tarihsel konumudur: Ürdün’den denize kadar özgür, laik ve demokratik bir Filistin. 

Antifaşizm 

Antifaşist mücadele, gerçek tehditleri değerlendirmeli ve gerektiği yerde faaliyete geçmelidir: yani ne faşistlerin dayattığı tarihlerde gerçekleştirilecek sistematik karşı-gösterilerde (sokağın kontrolünü onların eline bırakmak söz konusu değilse de), ne de faşizme burjuva demokrasisini ikame etmeyi hedefleyen eylemlerde. İnisiyatifin bizde olmasını istiyoruz. Savunduğumuz antifaşizm, sınıf niteliğini taşır ve enternasyonalisttir. Bu yüzden de Doğu Avrupa’daki antifaşizm sorunsalı ve Türkiye’deki faşist rejime karşı yürütülen mücadeleler bizim için önem teşkil eder. 

Ekoloji

Kapitalizmin avcı karakteri, insanlığın ve biyosferin bütün geleceğini ipotek altına alır. Ekolojik problemler devrimci bir sorunsaldır çünkü hayatın birincil katmanlarını belirler (gıda, sağlık, barınma vb.) ve yarattığı sonuçlar toplumsal koşullarla ters orantılıdır. İktidarın ekolojik probleme verdiği yüzeysel cevaplar, yalnızca ezilenlerin kendilerini suçlu hissetmelerine yol açarak ve kendi politikalarının bütün sonuçlarını onların omuzlarına bindirerek tahakküm ilişkilerini sağlamlaştırır. Kapitalizmden devrimci kopuş, insanlıkla yaşadığımız çevrenin fiziki sınırları (doğal kaynaklar, iklim, kirlilik) arasındaki rasyonel ilişki için zaruri bir koşuldur. 

2. Belçika Devrimi hakkında tezler 

Giriş

Devrimci bir politika aşağıdaki maddeleri içeren bir politikadır: 

  • Sınıfsal analiz;
  • Sistemin ve çelişkilerinin analizi;
  • Düşmanın ve çelişkilerinin analizi; 
  • Çatışan güçlerin analizi. 

Bu temel üzerinde: 

  • Muhtemel tarihsel senaryoların analizi; 
  • Strateji 
  • Kısa, orta ve uzun vadede yapılacak işlerin belirlenmesi. 

Bu tezler, Belçika’daki her devrimci projenin belirleyici unsurlarını ortaya koyma amacı güder. Söz konusu olarak stratejik bir akıl yürütme değil, stratejik akıl yürütmenin gerçekleşeceği çerçevedir. 

Ülkedeki sınıf karakteri 

Ülkedeki sınıf karakteri şu şekildedir: 

  • İdeolojik anlamda gittikçe daha da belirginleşen kuzey-güney bölünmesi (kuzey sağ değerleri, güney sol değerleri geliştirir); 
  • İşçi gruplaşmalarının kaybolması: üretim birimlerinin gittikçe daha az kişiyi istihdam etmesi;
  • Ücretli işlerin ender, işsizlik maaşlarının yetersiz olmasından dolayı proletaryanın bir kısmının kendi hesabına güvencesiz faaliyetlere doğru kayması;
  • Proletaryanın göçmen ya da göçmen kökenli bir kısmının ağır ve/veya ikincil işlere sıkıştırılması; 
  • Proletaryanın bir kısmının sosyal güvenliğe ve toplumsal yardımlara bağımlı hale gelmesi; 
  • Tam zamanlı çalışabilen grupların sayılarında azaltma yaratan güvencesizlik furyası (şirket içerisinde: yarı zamanlı sözleşmeler, günlük işler, taşeron işçiler vb.) 
  • Toplumsal anlamda boyun eğdirme [subordination] ve göreli yoksullaştırma, buna karşın tahakküm altındaki diğer ülkelerdeki kitleler göz önünde bulundurulduğunda ayrıcalıklı bir muamele;
  • Göçmen kökenli proleter gençliğin bir kısmının işgücü piyasasının dışına itilmesi, ve bunun özgün çelişkiler ve çatışmalar yaratması; 
  • Kağıtsız ya da geçici statülerde bulunan (devam eden iltica başvuru süreci, geçici izinler vb.) göçmen kitleleri;
  • Sınıfın bir kısmına ayrıcalıklar tanıyan bürokratik-emperyalist bir sektörün aşırı gelişimi; 
  • Çok farklı gerçekliklere tabi olan bir hizmet sektörü (bazı işçiler normalin üzerinde ücret alırken bazılarının aşırı sömürülmesi);
  • Sınıfın bir kısmını aşırı sömüren büyük bir lojistik sektörü; 
  • Aşırı gelişen ödenekli dernekçilik sektörü. 

Temel çelişki

Temel çelişki, hala sermaye/emek çelişkisi ve onun ortaya çıkardığı göreli yoksullaştırmadır (daha nadir olarak da mutlak yoksullaştırma). Bu çelişki, gerçekten değilse de öznel olarak, proletaryanın şu koşullarından dolayı ılımlı hale getirilir: proletarya, 

  • başka ülkelerdeki işçilerin aşırı sömürülmesinden fayda sağlar (eziyet haline gelen iş ortamlarında, çok düşük ücretlerle çalışan işçilerin ürettiği ucuz metaları satın alabilmek); 
  • sınıf bilincinin gelişimi açısından hiç verimli olmayan emperyalist bürokrasilerde (idari kurumlar, Avrupa kurumları, banka ve sigorta şirketleri, büyük şirketlerin ana merkezleri vb.) kitlesel olarak çalışır; 

Düşman 

Belçika burjuvazisi yalnızca emperyalist burjuvazinin bir parçası değildir, aynı zamanda bir mekânı, “metropollerin metropolü” olan Brüksel’i yönetir: Avrupa Birliği kurumlarının, birçok çok uluslu şirketin, lobilerin, ulus ötesi oluşumların, NATO’nun ve benzerlerinin merkezidir. 

Liberal gelenekten gelen ve ideolojik olarak “toplumsal ve demokratik bir kapitalizm” hayali kurarken, sistem yasaları aracılığıyla, aynı zamanda reformist güçlerden satın alınan bir toplumsal barışın kutsanmış deneyimi olan ideallerini feda etmeye zorlanmaktadır. 

Ülkenin kuzeyi ile güneyi arasındaki ideolojik fraksiyon, burjuvazi içerisinde objektif bir faktördür ama ortaya çıkardığı sonuçlar proletaryadakilere kıyasla çok daha yüzeyseldir.  Belçika burjuvazisi genellikle zayıf ve ürkektir, nabza göre şerbet verir, ayakları yine kendi yandaşçılık sistemi tarafından bağlanmıştır, kısa vadeli çıkarları, mensuplarını öyle körleştirmiştir ki uzun vadeli çıkarları konusunda büyük hatalar yapmaya yatkındırlar.  Sınıf politikasıysa özellikle vasattır. 

“Metropollerin metropolünün” oynadığı rol sayesinde, yerli burjuvazinin zayıflık gösterdiği durumlarda emperyalist güçler ilk elden yardımına koşacaktır. 

Fransa’nın politik etkisi, antagonist Valon bölgesi 

Emperyalist bir metropolde, krizdeki kapitalist üretim modeline özgü toplumsal çelişkilerin bir ifadesini sunan tarih senaryolarının her birine teorik açıdan hazır olmak gerekiyorsa da bazı senaryolar diğerlerinden daha mümkün görünür. 1848’den 1968’e -ve bugün Sarı Yeleklilere kadar, Belçika’daki devrimci devinim genellikle Fransa menşelidir. 

Belçika içerisinde ise bu devinim Valon bölgesinde doğar, Brüksel ve Flaman bölgesi ise onu iyi kötü takip eder. Ülkenin ekonomik ve toplumsal tarihi bunu kolayca açıklayabilir. Zamanla bir çeşit “kesişme” geliştiği düşünülebilir ama seçim sonuçları ülkenin güneyinde yaşayan sınıfın, sınıf değerlerine bağlı kaldığını göstermektedir (dayanışma, enternasyonalizm, kolektivizm, anti-kapitalizm). 

Muhtemel bir senaryo, Fransa’dan gelen devrimci dalganın önce Valon bölgesini ve daha hafif olarak da (direkt olarak ve Valon’daki örgütlenme aracılığıyla) Brüksel’i ve Flaman bölgesini etkisi altına almasıdır. Bu anlamda Belçika devrimcileri, koşulların Fransa’dakinden çok daha az olgunlaşmış olduğu bir devrimci zeminde açıkça örgütlenmelidir, nüfusun üçte ikisi, Vallon’un üçte birinden daha az olgunlaşmışsa da ve devrimci yapılar Valon’da değil, Brüksel’de toplanmışken. 

Radikal sol ve Brüksel 

Proleter kültürün parçası antagonist kitlesel güçler Valon’da yoğunlaşmışlarsa da devrimci sol güçler Brüksel’de yoğunlaşmıştır. Bunu açıklayan birçok faktör vardır ama temel olan, başkentin politik ve kültürel sahnesinin (göreli) zenginliğidir ve bu bir kısır döngü üretir çünkü militanlar, Brüksel’deki politik hayatın zenginliği için oraya giderler ama bunu yaparak bir yandan bu zenginliğe katkıda bulunurken bir yandan da taşranın bu anlamda yoksullaşmasına sebep olurlar. 

Böylece Brüksel’de şöyle bir durum ortaya çıkar: 

  • yeni militan alanlar gelişebilmiştir, özellikle anti-patriarkal (çok sayıda antikapitalist-feminist kutup barındırarak) ve ekolojik, bu da bu hareketlerin devrimci süreç içerisindeki potansiyel önemlerinin ne olduğu sorununu masaya yatırır. 
  • Küçük anarşist, otonom, liberter, Maocu, Troçkist vb. sahneler henüz gelişmediyse de en azından kurulmuştur, bu da ittifakın mümkün olup olmayacağı sorusunu doğurur. 
  • Radikal solun etkisinin, aslında zayıf, parçalanmış, ve genel olarak eski şemaların yeniden üretimine ve farklı gerçekliklerden ödünç alınan reçetelere hapsolmuş olmasına rağmen, abartıldığı hissiyatı gelişebilir.

Fransız radikal solun zayıflıklarından biri, yerel özgünlükler algılanamadığı için, Fransa’nın geçmişinde gerçekleşen şeyleri taklit etme eğilimidir. Bölgesel özgünlüklerin de dikkate alınması gerekir: antifaşist cephenin, Flaman bölgesinde ülkenin geri kalanına oranla çok başka bir önemi olduğu ve içeriğinin bambaşka olduğu açıktır.

Belçika’yı hedef alan önemli bir siyasi iltica hareketinin varlığı, radikal sol için güçlü bir destek değildir çünkü bu güçlerin büyük çoğunluğu, kendi ülkelerinde ne kadar radikal ya da devrimci olurlarsa olsunlar, burada diplomatik-demokratik lobicilik faaliyetleri yürütüyorlar.

Almanya’nın ekonomik etkisi

Belçika ekonomisi dış ticarete, özellikle Almanya’yla yapılan ticarete son derece bağımlıdır (2019’da, dış ticaret fazlasıyla, ihracatın %16,8’i ve ithalatın %12,7’si) 

Belçika ekonomisiyle Almanya ekonomisi arasındaki bağlar öyle bir durumdadır ki, Almanya’nın yaşayacağı bir şok, Belçika için iktisadi-toplumsal anlamda travma yaratacaktır. Bu durum Fransa konusunda daha düşük ölçektedir (2019’da ihracatın %15,4 ve ithalatın %9,5’i). 

Devrimci strateji 

Devrimci strateji, acil görevlerin uzun vadeli görevlere oranla daha etraflıca tanımlanması normal olsa da, güncel durumdan başlayarak devrime varmalıdır.

  • İlk savunma aşaması, elverişsiz güç dengeleri bağlamında güç inşasıdır: örgütsel güçler (sağlam, içinde bulunulan durumları kavrayabilen ve bunlara tutarlı ve uygun yöntemlerle müdahale edebilen öncül bir örgütün önemi), toplumsal güçler (bağlar, bağlantılar, emek dünyasında köklenme, yerelde mayalanma), ideolojik güçler (devrimci alternatifin değer kazanması, sınıf bilincinin gelişmesi, antagonist konumların geliştirilmesi) vs. Başlangıç noktasının paradoksal durumu özel olarak dikkat gerektirir: örgütlü devrimcilerin Brüksel’de yoğunlaşması, sınıfımızın en antagonist unsurlarının Vallon’da toplanması ve Flaman bölgesinde ne yandan baksan genel bir elverişsizlik. İkinci aşamasının hazırlanışına geçerken, Fransa ve Almanya’da yaşayan devrimci güçlerle bağlantı kurulmalıdır. 
  • İkinci aşama, stratejik denge, ülkenin bazı bölgelerinde ya da nüfusun bir kısmında, karşı-iktidar uygulamalarını öngörür, kuvvetleri karşı karşıya getiren çatışmalar vb.  
  • Üçüncü aşama, saldırgan, burjuva güçlerinin ve kurumlarının bilfiil tasfiyesini ve halk iktidarının tesis edilmesini hedefler. 

Bu üç aşama birbirinin peşi sıra gelir ve her biri kendinden sonrakini hazırlar ama ikisi arasındaki geçiş, özellikle de ikinci evreden üçüncüye geçiş, hemen hemen her zaman sınıf içindeki majör sübjektif bir olayla ateşlenir ya da hızlandırılır. Bu olay da toplumsal şok (“kriz”) sonucu ortaya çıkar ve devrimci bir durum, devrimci dönüşüm fırsatı yaratır. 

Belçika’nın emperyalist ağ içerisindeki merkezi konumu göz önünde bulundurulduğunda (lojistik, siyasi-bürokratik, NATO), her aşama geçişi aynı zamanda iki temel emperyalist komşu devlette de, dışarıdan gelecek askeri müdahaleyi engellemek için, kriz durumu yaratmayı gerektirir. 

3. Kızıl Destek [Secours Rouge] ve “Sınıfa Karşı Sınıf” örgütü

Kızıl Destek, 20 yıldır Belçika’daki zulme-karşı cepheye aktif olarak katılıyor. Kutlu ve daha az kutlu deneyimler aracılığıyla diğer siyasi güçlerle ayrıcalıklı ilişkiler geliştirebildiyse de şimdiye kadar siyasi ve örgütsel bağımsızlığını ciddiyetle korudu. 

Bu artık çevrilmiş bir sayfadır. 

Belçika Kızıl Destek, Uluslararası Kızıl Destek örgütünün bir seksiyonu olmaya devam ederken, devrimci örgüt “Sınıfa Karşı Sınıf”ın ayrılmaz bir parçasına dönüşmüştür. 

Değişen nedir? Hem her şey hem de hiçbir şey. 

Her şey, çünkü, zulüm karşıtlığı temasını (ya da diyalektik devrim/karşı-devrim cephesinin çizgisinde olduğunu söylemek daha doğru olur) merkezine almış olsa da Kızıl Destek, devrimci bir siyasi örgüttü; artık kendi çizgisini belirlemeyecek, Sınıfa Karşı Sınıf örgütünün çizgisini kendi mücadele alanına uygulayacaktır. 

Hiçbir şey, çünkü, Sınıfa Karşı Sınıf örgütü, Kızıl Destek deneyimleri üzerine inşa edildi. Kuruluşundan başlayarak Kızıl Destek mensubu olmayanları da kendisine katan Sınıfa Karşı Sınıf, bir ölçüde Kızıl Desteğin siyasi ilkelerinin, deneyimlerinin ve tercihlerinin, bütün mücadele alanlarına yayılması olarak anlaşılabilir- yani artık sadece zulüm karşıtlığı alanında değil. 

Hiçbir şey, çünkü Kızıl Destek, Sınıfa Karşı Sınıf örgütü bünyesinde zulüm-karşıtı komisyona dönüşerek var olmaya, 20 yıldır sürdürdüğü çalışmaları yoğunlaştırmaya ve genişletmeye devam edecektir.

Source of Translation